15 Nisan 2015 Çarşamba

Düşman Ceza Hukukunu Anlamaya Çalışmak – III: Jakobs’un Ceza Hukuku Felsefesinden Düşman Ceza Hukukuna Bakmak - İlker Tepe



DÜŞMAN CEZA HUKUKUNU ANLAMAYA ÇALIŞMAK – III: JAKOBS’UN CEZA HUKUKU FELSEFESİNDEN DÜŞMAN CEZA HUKUKUNA BAKMAK


İlker Tepe





I
Düşman ceza hukuku tasarımını anlamak yolunda kendimizce belirlediğimiz rotanın üçüncü ve son uğrağında Jakobs'un ceza hukuku felsefesini meselenin odağına çekmeye gayret edeceğiz. Şüphesiz ki burada Jakobs'un ceza hukuku felsefesini tüm boyutlarıyla ortaya koyma iddiasında bulunmuyor, bağlamımız itibariyle bunu çok gerekli de görmüyoruz. Zira derdimiz, düşman ceza hukuku tasarımına bakacağımız doğru açıları yakalamak. Bu çerçevede bizi amaca ulaştıracak bir sınırlamada bulunmak zorundayız. Ben, kendimce, bu sınırlamayı suçun ne’liği ve cezanın amacı ile yapmayı tercih ettim. Belki de şöyle ifade etmek gerekir: Bir önceki yazıda düşman ceza hukukunun “düşmanı”na yönelmiştik. Bu yazıda da düşman ceza hukukunun “ceza hukuku”na yönelmek icap ediyor. Bu yönelim de evvela suç ve ceza kavramlarının ele almasını kaçınılmaz kılıyor. Tabii ki bu tercihi kavramsal bir analize çubuk bükerek değil, somut uygulamalar üzerinden de yapmak mümkündür. Ancak daha ilk yazıda böyle bir yol tercih etmeyeceğimizi, bunun henüz teorik tartışmaların yeteri kadar yapılmadığı ülkelerde spekülasyondan öteye gitmeyeceğini ve ilkesel tavır takınmanın önünde bir engel olacağını ifade etmiştik. Günün birinde Türkiye’de bu sorunlu alana ilişkin kapsamlı ama başı sonu belli bir çalışma yapılacak olursa, belki orada farklı nirengi noktaları da etraflıca irdelenir. Ancak burada bir blog yazısı konseptini aşmadan iki nokta atışıyla bir sonuca ulaşmaya çalışalım.

1 Nisan 2015 Çarşamba

Etienne de la Boetie: Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev Siyaset Felsefesi Üzerine - Serdaridis




ETIENNE DE LA BOETIE: GÖNÜLLÜ KULLUK ÜZERİNE SÖYLEV SİYASET FELSEFESİ RİSALESİ ÜZERİNE


Serdaridis





Siyasal felsefesinin kurucu metinlerinin başta gelenlerinden olan Beotie'nin risalesi, Türkiye'de layığını yeterince bulabilmiş değildir. Bu yazı, unutuluş suikastına maruz kalmış bu metnin görünürlük kazanabilmesini sağlamaya yönelik bir yönelim olmak gibi mütevazi bir iddialılık barındırır. Her insan teki ve toplumsal birim çağının mührünü taşımaya yargılı ve yazgılıdır. Bundan Etienne de la Boetie de münezzeh olamazdı. Boetie'nin çağının onun biyografisini yazdığı ne denli apaçıksa, onun çağıyla belirlenmiş bu biyografisinin de metinlerini belirlediği de bir o kadar doğrudur.

15 Mart 2015 Pazar

Düşman Ceza Hukukunu Anlamaya Çalışmak - II: Jakobs'ta "Düşman"ın Fikri Temelleri Üzerine Kısa Bir Değinme - İlker Tepe



DÜŞMAN CEZA HUKUKUNU ANLAMAYA ÇALIŞMAK - II: JAKOBS’TA “DÜŞMAN”IN FİKRİ TEMELLERİ ÜZERİNE KISA BİR DEĞİNME


İlker Tepe



I

Düşman ceza hukukunu anlamaya çalışmak yolunda kendimizce belirlediğimiz ikinci uğrak düşman ceza hukukunun “düşmanı”dır. Belki de bu uğrak, yolculuğumuzun seyrini doğrudan etkileyecek bir yol ayrımında bulunmaktadır. Bunun temel sebebi düşman kavramının bu tasarımda merkezi kavram oluşudur. Dolayısıyla düşmanı tanınmayan bir düşman ceza hukuku spekülasyondan başka bir anlam ifade etmez. Pek tabii ki; bir blog yazısı formatında klavyeye dökülen bu yazı, “Jakobs’un düşmanı”nı tüm boyutlarıyla ortaya koyma iddiası taşımamaktadır. Bu yazıda başarılmak istenen şey; “Jakobs’un düşmanı”nı kendi bağlamında doğru anlamanın ipuçlarını işaret etmek, bu esnada da özellikle Türkiye’de içine düşüldüğüne kanaat getirilen kısa devrelere kısaca değinmektir.

1 Mart 2015 Pazar

Kültür ve Hukuk - Vecdi Aral





KÜLTÜR ve HUKUK*

Vecdi ARAL**










I – Kültür Nedir (Kültür ve Değer)
            Kültür, bir değerin gerçekleşmesi, daha doğrusu gerçekleştirilmesidir. Kültürün anlamı ve özelliği budur. Zaman içinde kültürün oluşması sürecini gözlemlersek, onun değer uğrunda, onların gerçekleştirilmesi yolunda büyük ve yorulmak bilmez bir çaba olduğunu görürüz. Şu var ki, bu arada yüksek (tinsel) değerlerle, aşağı (duyusal) değerler arasındaki ayırıma dikkat etmek gerekir. Asıl kültürü oluşturan, yüksek değerlerin gerçekleştirilmesi, gerçekleşmiş yüksek değerlerdir. Aşağı değerlerin ya da başka bir deyimle araç (yarar) değerlerin gerçekleştirilmesi ise uygarlık dediğimiz kültürün altyapısını meydana getirir.