1 Mart 2015 Pazar

Kültür ve Hukuk - Vecdi Aral





KÜLTÜR ve HUKUK*

Vecdi ARAL**










I – Kültür Nedir (Kültür ve Değer)
            Kültür, bir değerin gerçekleşmesi, daha doğrusu gerçekleştirilmesidir. Kültürün anlamı ve özelliği budur. Zaman içinde kültürün oluşması sürecini gözlemlersek, onun değer uğrunda, onların gerçekleştirilmesi yolunda büyük ve yorulmak bilmez bir çaba olduğunu görürüz. Şu var ki, bu arada yüksek (tinsel) değerlerle, aşağı (duyusal) değerler arasındaki ayırıma dikkat etmek gerekir. Asıl kültürü oluşturan, yüksek değerlerin gerçekleştirilmesi, gerçekleşmiş yüksek değerlerdir. Aşağı değerlerin ya da başka bir deyimle araç (yarar) değerlerin gerçekleştirilmesi ise uygarlık dediğimiz kültürün altyapısını meydana getirir.

15 Şubat 2015 Pazar

Hukuk Felsefesinde Değer Rölativizmine Karşı Değer Objektivizmi - Vecdi Aral




HUKUK FELSEFESİNDE DEĞER RÖLATİVİZMİNE KARŞI
DEĞER OBJEKTİVİZMİ*


Vecdi ARAL





Gib deinem Leben einen Sinn durch ein hohes Ideal! Leben ohne Ideal ist nur ein Vegetieren.
H. K. Iranschaehr


(Yüksek bir ideal ile yaşamına anlam ver!             
İdealsiz yaşam, yalnızca bitkisel bir yaşamdır.)



PLAN: I – Giriş; II – Değerlerin objektivitesinin temellendirilmesi; III – Değer yaşamındaki görüş ayrılıkları ve bunun açıklanması; IV – Objektif değerlerin bireysel ve toplumsal yaşamındaki önemi; V – Sonuç.

I – Giriş
1. Duyarlığa ve bilince sahip olan insan, gerek kendini ve gerekse çevresini tanımak, ona uymak ve onu değiştirmek üzere, bir takım davranışlarda bulunan bir yaratıktır. Onun bu davranışları iki temel tutuma indirgenebilir: Bilme ve değerlendirme.

İnsan yaradılışı gereği, bilgi edinmek ister. Hiçbir öğrenim görmemiş insan dahi, kendisine bilgisiz denilmesine kolaylıkla razı olmaz. Teknik ve uzmanlıkla ilgili alanlara tüm yabancı olduğunu kabul etse bile, kendisinin hiç değilse bir dünya görüşü olduğunu, onun da bazı şeyler bildiğini söyliyecektir; yoksa, kendisini insan olmaktan çıkmış, insanlığını yitirmiş görürdü. Bu durum gösteriyor ki, bilme (bilgi edinme) insanı insan yapan, onu diğer yaratıklardan ayıran bir özelliktir.[1]

Prof. Dr. Vecdi Aral'dan Üç Not - Umut Koloş





PROF. DR. VECDİ ARAL'DAN ÜÇ NOT


Umut Koloş


Çok yakın bir zaman önce kaybettiğimiz, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi kürsüsünün eski öğretim üyelerinden, Hocamız Prof. Dr. Vecdi Aral'ın Yeditepe Üniversitesi Kamu Hukuku Yüksek Lisans Programı'nda öğrencisi iken derslerinde tuttuğum notlardan üç tanesini burada paylaşmak istiyorum.

Aral, Türkiye hukuk felsefesi literatürüne iki önemli teorik müdahalede bulunmuştu. Bunlardan ilkinde Değerler Teorisi'ni dolaşıma sokmuş, ikincisinde ise Hukuk'un bir Kültür meselesi olarak ele alınması gereğini vurgulamıştı. Aral'ın bu iki müdahalesini özlü biçimde ortaya koyan makalelerinden ilki olan "Hukuk Felsefesinde Değer Rölativizmine Karşı Değer Objektivizmi" ve ikinci yazı "Kültür ve Hukuk" blog'da yayınlandı.  

Bu paylaşımdaki üç notta ise, kendisinin derslerde ısrarla üzerinde durduğu üç önemli meseleye dair kısa bilgiler yer alıyor. Bu bilgiler, kısa olmalarına karşın, Aral'ın temel kavrayışına işaret etmesi bakımından önemlidir diye düşünüyorum.

Bu vesileyle, 
Hocamıza tekrar hürmetle...
umut.

1 Şubat 2015 Pazar

Düşman Ceza Hukukunu Anlamaya Çalışmak - I: Jakobs'un Endişesine Karşılık Yöntemli Bir Sorgulama Çabası - İlker Tepe



DÜŞMAN CEZA HUKUKUNU ANLAMAYA ÇALIŞMAK – I*:

JAKOBS’UN ENDİŞESİNE KARŞILIK YÖNTEMLİ BİR SORGULAMA ÇABASI

İlker Tepe




I

Düşman ceza hukuku tasarımı Türkiye’de son yılların en gözde tartışma alanlarından biridir. Ancak bu tartışmalar nicelik itibariyle yoğun görünseler de nitelik itibariyle ne yazık ki oldukça verimsiz, kalitesiz ve birçok noktada kıymetsiz tartışmalardır. Bu bakımdan geçtiğimiz birkaç yılı Türkiye’de düşman ceza hukuku tartışmaları bakımından “altın suyuna batırılmış yıllar” olarak nitelemek yanlış olmayacaktır. Esasında böyle bir girizgâh, yazının Türkiye gündemi bakımından ceza hukukunda siyasallaşma, araçsallaşma ve haliyle başkalaşma sorgulamasına yöneleceği izlenimi verebilir. Peşinen belirtmek gerekir ki, bu yazı dizisinde “popüler” hiçbir söylem ya da analize yer verilmeyecektir. Dolayısıyla “şu uygulama bir düşman ceza hukuku örneğidir”, “Türkiye’de sistemli bir düşman ceza hukuku uygulaması vardır ya da yoktur” vb. tespitlerin yapılacağı beklentisiyle okumaya başlayan ilgililer için bu metin bir “zaman kaybı” olarak nitelendirilebilir. Ancak bana öyle geliyor ki; Türkiye özelinde düşman ceza hukuku ile ilgili öncelikle yapılması gereken şey, tüm bu popülist söylemlerden arınarak bu tasarımı anlamaya çalışmaktır. Şöyle ki, bugünün düşman ceza hukuku tartışmaları tamamen sonuç odaklı şekillenmiştir ve dolayısıyla kısır kalmıştır. Çünkü bir tasarım olarak düşman ceza hukukunun gerçekte ne olduğu ile ilgilenmeden, ortada duran şeyin - ki bu “şey” bir uygulama, bir hüküm ya da bir tutum olabilir – bir düşman ceza hukuku tezahürü olup olmadığı tartışılmaya çalışılmaktadır. Haliyle bir tartışma olarak (veya umuduyla) başlayan süreç çok geçmeden bir kör dövüşüne dönüşmektedir. Bu kör dövüşünün kronik sonucu ise esas olanla tezahürü arasındaki bağlantının kopması ve tezahürün artık esas kabul edilmesidir.