15 Mayıs 2015 Cuma

Yaratıcı Düşüncenin Cinsiyeti Var Mıdır? - Yasemin Işıktaç



YARATICI DÜŞÜNCENİN CİNSİYETİ VAR MIDIR ?[*]

Yasemin Işıktaç


“Aslında hepimiz bir adayız. Ada’nın annesine”











Yaratıcı Düşüncenin Cinsiyeti



Yalnızca insanlar doğmadan önce ne olduğunu bildikleri ve doğduktan

sonra ne olacağını algılamalarıyla kendi davranışlarını

yönlendirdikleri için insan davranışları gerçekten de kasıtlı olabilir.

Dolayısıyla yalnızca insanlar ayaklarının bastığı

noktadan daha fazla aydınlatılan bir ışıkla yollarını bulurlar

Medevar. The Life Science (1977)




1 Mayıs 2015 Cuma

blog’dan: KADIN VE HUKUK DOSYASI –AÇILIŞ–: Mehveş Görkem Göçmen - Umut Koloş




blog’dan: KADIN VE HUKUK DOSYASI 
–AÇILIŞ–


Mehveş Görkem Göçmen* - Umut Koloş


blog bir süredir kendi içinde bir yenilik arıyor. Bu yenilenmenin bir parçasını salt hukuk ile ilgili yazıların dışında yazılara da yer verilmesi, diğer ve belki de asıl önemli parçasını takipçilerinin blog yürütücülüğünü üstlenmesi oluşturuyor. Kadın ve Hukuk dosyası bu ikinci parçanın bir dosya kapsamında ilk kez somutlaşmış örneğini oluşturuyor. Dosyanın hazırlanması aşamasında inisiyatifi bu açılış yazısını da kaleme alanlardan Mehveş Görkem Göçmen üstlendi. Bu inisiyatif almaların artması ve çeşitlenmesi ise yenilik için gerekli görünüyor.

Anneliğin Uzun ve Dolambaçlı Yolu - Mehveş Görkem Göçmen

                       

ANNELİĞİN UZUN VE DOLAMBAÇLI YOLU*



Mehveş Görkem Göçmen***


                                                                                                  “Bunları neden yazmam gerektiğini
                                                                                                    bilmiyorum. Bilmek istemiyorum.
                                                                                                    Bilebilecek gibi hissetmiyorum kendimi.” 
                                                                                                    -Charlotte Perkins Gilman

                                                                                                  “Hayatım boyunca feminizmin tam olarak
                                                                                                    ne olduğunu çözemedim. Tek bildiğim
                                                                                                    beni bir paspastan ayıran düşünceler ifade
                                                                                                    ettiğimde bana feminist demeleri.”
                                                                                                   -Rebecca West
                                                                                           
                                                                                                  “Ses telleri olan herkesin opera sanatçısı olma
                                                                                                   zorunluluğu olmadığı gibi her kadın da anne
                                                                                                   olmak zorunda değil.” 
-Gloria Steinem
                       
                                                                                    




Biz neredeyse farkına dahi varmadan annelik algımızda bir devrim gerçekleşti. Bu devrim hakkında tartışma yapılmadı, ses çıkmadı. Aslında bu devrimin hedefi büyük önem taşıyor zira anneliğin kadının ‘kaderinin’ merkezine yeniden yerleştirilmesi söz konusu.1

15 Nisan 2015 Çarşamba

Düşman Ceza Hukukunu Anlamaya Çalışmak – III: Jakobs’un Ceza Hukuku Felsefesinden Düşman Ceza Hukukuna Bakmak - İlker Tepe



DÜŞMAN CEZA HUKUKUNU ANLAMAYA ÇALIŞMAK – III: JAKOBS’UN CEZA HUKUKU FELSEFESİNDEN DÜŞMAN CEZA HUKUKUNA BAKMAK


İlker Tepe





I
Düşman ceza hukuku tasarımını anlamak yolunda kendimizce belirlediğimiz rotanın üçüncü ve son uğrağında Jakobs'un ceza hukuku felsefesini meselenin odağına çekmeye gayret edeceğiz. Şüphesiz ki burada Jakobs'un ceza hukuku felsefesini tüm boyutlarıyla ortaya koyma iddiasında bulunmuyor, bağlamımız itibariyle bunu çok gerekli de görmüyoruz. Zira derdimiz, düşman ceza hukuku tasarımına bakacağımız doğru açıları yakalamak. Bu çerçevede bizi amaca ulaştıracak bir sınırlamada bulunmak zorundayız. Ben, kendimce, bu sınırlamayı suçun ne’liği ve cezanın amacı ile yapmayı tercih ettim. Belki de şöyle ifade etmek gerekir: Bir önceki yazıda düşman ceza hukukunun “düşmanı”na yönelmiştik. Bu yazıda da düşman ceza hukukunun “ceza hukuku”na yönelmek icap ediyor. Bu yönelim de evvela suç ve ceza kavramlarının ele almasını kaçınılmaz kılıyor. Tabii ki bu tercihi kavramsal bir analize çubuk bükerek değil, somut uygulamalar üzerinden de yapmak mümkündür. Ancak daha ilk yazıda böyle bir yol tercih etmeyeceğimizi, bunun henüz teorik tartışmaların yeteri kadar yapılmadığı ülkelerde spekülasyondan öteye gitmeyeceğini ve ilkesel tavır takınmanın önünde bir engel olacağını ifade etmiştik. Günün birinde Türkiye’de bu sorunlu alana ilişkin kapsamlı ama başı sonu belli bir çalışma yapılacak olursa, belki orada farklı nirengi noktaları da etraflıca irdelenir. Ancak burada bir blog yazısı konseptini aşmadan iki nokta atışıyla bir sonuca ulaşmaya çalışalım.