15 Haziran 2015 Pazartesi

Hukuk Fakültelerinin Cinsiyeti Üzerine - D. Çiğdem Sever




Hukuk Fakültelerinin Cinsiyeti Üzerine


D. Çiğdem Sever*



Türkiye’de cinsiyet ve hukuk dediğimizde aklımıza ilk gelen, cinsiyetçi mahkeme kararlarıdır. Bu tür dersleri verenler bilirler; Türkiye’de bu konuda her hafta yeni bir malzemeyle tartışma açmak mümkündür. Ama mahkemelerin bu cinsiyetçi ya da cinsiyet-duyarsız yaklaşımlarına odaklanmadan önce çuvaldızı batırmamız gereken esas yer akademi ve özelde hukuk fakülteleridir. Çünkü hukuk fakülteleri cinsiyet duyarlı ve eşitlikçi bir bakış açısı farkındalığı yaratmamakla kalmayıp bu tür mahkeme kararlarının verilebilmesine yol açan zihniyetin taşıyıcısı olma rolüne de sahipler.


Hukuk fakültelerinin cinsiyetine farklı açılardan bakmak mümkün. Ben akademik kadroların cinsiyetinden başlayıp eğitimin ve eğitim yönteminin cinsiyetine doğru bir yol çizmeyi tercih ettim. Ama bulunduğum yerden hukuka bakış açısı, hukuk alanındaki bilgi üretim süreçleri ve eğitim arasındaki ilişkiselliği gözden kaçırmamak adına, feminizm, hukuk ve hukuk eğitimi ilişkisinden kısaca bahsetmekle başlayacağım. Çünkü hukuk fakültelerinin dokusunu belirleyen temel unsurlardan biri, ana akım olarak varlığını koruyan hukuki pozitivizmdir. Hukuki pozitivizmin en önemli öncüllerinden biri ise hukukun ahlak, siyaset gibi alanlardan bağışık, özerk bir alan olduğu iddiası ve hukukçunun norma odaklanması gerektiği vurgusudur. Bu anlayışın eğitimdeki sonucu eğitimin de norm odaklı olmasıdır. Bir diğer kabul ise hukukun ve hukuk hakkında üretilen bilginin nesnel, tarafsız, öznellik dışı olduğu yönündeki iddiadır ve bu iddia da eğitimin şekillenmesinde etkili olmuştur. Bu kabullere yöneltilen eleştirilerin ve hukuki pozitivizmin kendi içinde geçirdiği dönüşümün hukuk eğitiminde yansımasını bulmak güçtür; hukuki realizm, eleştirel hukuk çalışmaları ya da feminist hukuk kuramı, açılan birkaç seçmeli ders dışında, müfredata etki edememiştir. Oysa hukuk ve ideoloji arasındaki ilişkinin vurgulanması eğitim modelinde dönüşüme yol açabilecek bir bakış açısıdır. Bu bakımdan ataerkil düzenin hukuk sistemine yansımalarını inceleyen ve eleştirel hukuki düşüncenin özgül bir türü olarak değerlendirilebilecek[1] feminist hukuk kuramının hukuk eğitimine yönelik bilgi üretmesi son derece önemlidir.

Feminist hukuk kuramına genel olarak bakıldığında birinci dalga feminizmin şeklî liberal eşitlik anlayışının feminist hukuk çalışmalarına yansıması norm odaklı çalışmalar olmuşken ikinci dalga feminizmin etkisiyle ataerkil düzene işaret edilerek normların görünüşte nötr olmasının eşitsizliği ortadan kaldırmadığı, sadece görünmez kıldığı[2] gerçeği karşısında eşitsizliklere duyarlı feminist yasa yapma sürecine[3] ve normların cinsiyetçi yorumlanması sorununa odaklanılmıştır. Bu bakımdan feminist hukuk kuramının nüvelerini birinci dalga feminizmde bulmak mümkünse de asıl gelişme ikinci dalga feminizmle olabilmiştir.[4] Bu tür akademik çalışmaların varlığına karşın hukuka feminist yaklaşımın hukuk eğitimine yansıması çok az ve geç olabilmiştir.

Akademisyenlerin cinsiyeti

Kadın doğmanın kendisi feminist ya da cinsiyet duyarlı bir bakış açısını beraberinde getirmeyebilecekse de kadın akademisyen oranı akademide kadınlara ayrımcılık yapılıp yapılmadığı adına bir gösterge olacaktır. Bunun dışında akademik unvanlar bakımından kadınların nerelerde olduğu da bir başka göstergedir. Aşağıdaki tablolarda çarpıcı biçimde görüldüğü gibi, ÖSYM verilerine göre, 2012-2013 yıllarında hukuk fakültelerinde araştırma görevlisi ve öğretim görevlisi kadrolarının %53'ü kadınken, yardımcı doçentlerde bu oran %34’e, doçentlerde %31’e, profesörlerde %19’a düşmektedir. Her ne kadar bu rakam akademide kadınların arttığı anlamına gelebilecekse de 2001-2002 yıllarında da durumun çok benzer olması bu analize imkan tanımamaktadır. Bu durumda şunu söyleyebiliriz: İstihdam alanında, pek çok alanda olduğu gibi, kadınlar unvan olarak akademinin “alt” sıralarında daha çoklar ve bir kısmı yükselmeden bu sayılardan çıkmış. Peki sayı olmanın ötesinde fakültelerdeki bu kadınlara ne oluyor? (Buna verebilecek net yanıtlarım yok ne yazık ki, olsa olsa gördüklerim ve bazı izlenimlerim var. Bu kadınların hikayesini dinleyebileceğimiz çalışmalar yapılabilse keşke...)

2012-2013 Huk. Fakülteleri Akademik Kadro - 2001-2002 Huk. Fakülteleri Akademik Kadro


                          


Eğitimin cinsiyeti

Hukuk Fakültesinin cinsiyetini belirleyen tek şey akademik kadroların cinsiyeti değil elbette... Verilen eğitimin niteliği de cinsiyetini belirleyen unsurlardan. Burada fırsattan istifade daha önce yaptığım bir çalışmanın sonuçlarını hatırlatacağım: Ankara’da altı hukuk fakültesinden 500’e yakın öğrenciyle yaptığımız ve öğrencilerin cinsiyet eşitliği algısıyla ilgili saha çalışması[5] hukuk fakütesi öğrencilerinin cinsiyet alanında yeterince eşitlikçi olmadığı ve aynı zamanda birinci sınıflarla dördüncü sınıfların cevaplarında çok belirgin farklılıklar bulunmadığını göstermişti. Anayasa Mahkemesi tarafından 1990 yılında iptal edilen[6] ve kadının çalışmak için eşinin iznini almasına yönelik hükmün eşitlik ilkesine aykırı bulmayanların oranı %32. Yine 2001 yılında Türk Medeni Kanunu'yla kaldırılan aile reisliği kurumunun eşitlik ilkesine aykırı olmadığını düşünenler %27, kararsızlar ise %17. Mini eteğin tecavüz suçu bakımından haksız tahrik sayılmasına kesinlikle katılmıyorum cevabını verenlerin oranı sadece %75; Anayasa Mahkemesi'nin en çok eleştirilen ret kararlarından biri[7] olan tecavüz suçunun bir fahişeye karşı işlenmesi durumunda az ceza verilmesini %77 eşitliğe aykırı bulmuş, %9 kararsız kalmış, %14 ise aykırı bulmamış. Genel anlamda eşitlik algısını belirleyen unsur ise öğrencilerin cinsiyetleri ve özel hayatta eşitlikçi tutuma sahip olup olmamaları. Özel alanın politikliğini açığa vuran bu sonuçların bize gösterdiği şey öğrencilerin cinsiyet eşitliği konusunda bilgi düzeyinde bile eksiklik yaşadığıdır. Burada çuvaldız batırılacak olan ise fakültelerdir.

Derslerin içeriğinde verilen örnekler, belli konulara verilen ağırlık, kitaplarda hiç yer verilmeyen konular ve ders materyallerinde kullanılan dil hukuk eğitiminin cinsiyet eşitliği bakımından durumunu anlamamıza yardımcı olacaktır: Kadına karşı şiddet gündelik hayatımızda kapladığı yere karşın ders içeriklerinde/kitaplarda genelde hiç yer almaz; ayrımcılık kelimesinin normda varsa derslerde adı geçer (ya da hiç geçmez); anayasa ve (kendi alanım olan) idare hukuku kitaplarında eşitlik birkaç paragraftan öte değildir; cinsiyet duyarlı olunması gereken alanlarda ders kitaplarında ya sessizlik hakimdir ya satır aralarında cinsiyetçilik bulmak mümkündür; LGBTİ’lerden bahsetmek şöyle dursun öğrencilerin en çok kullandığı Hukuk Sözlüğünde (Ejder Yılmaz) eşcinsellik sapıklık olarak tanımlanabilmekte, derslerde hastalık olarak anlatılabilmektedir; cinsiyet eşitliğiyle ilgili ibretlik kararlar hakkında yazılmış pek az şey bulunur vs vs vs... Ama durum bununla sınırlı değildir, feminizm sadece bilgide eşitliğe ilişkin verilere sahip olmak değil aynı zamanda yöntem sorgulamalarını da içerme iddiasına sahiptir. Fakültelerde (eğer gerçekten varsa) pedagojik yöntemlerimizi de bu açıdan sorgulamamız gerekecektir ve eleştirel pedagoji bize bu konuda çok şey sunar. Freire’nin başlattığı yoldan bu anlayış eğitimin özgürleştirici, eşitlikçi ve demokratik bir kurum olması hedefine yönelir ve başta eğitimin amacı ve yöntemi, piyasalaşmanın sonuçları gibi pek çok konuda alternatif oluşturmaya çalışır.[8] Feminizm bakımından bu alternatif eğitim modeli eğitimin cinsiyetçiliğinin ortadan kaldırılarak kadınlık deneyimlerinin eğitime dahil edilebileceği eşitlikçi bir özgürleşme süreci olarak görülmüştür. Hukuk fakülteleri özelinde ise hukuk mesleğine içkin muhafazakarlık[9], hukuk fakültelerinin sayıca erkek-egemen olması ve hukuk fakültelerine ancak ikinci dalga feminizmin etki edebilmesi gibi etkenlerle bu konular çok geç gündeme gelmiştir. Konu burada tüketilemeyecek kadar uzun, ama şunları söylemekle yetineceğim: Öğrencilere soru sorarak monologtan diyaloga geçtiğimiz yanılsaması hocanın istediğini cevaplama çabasını içeren rekabetçi, bireyci ve hoca-öğrenci hiyerarşisini pekiştiren eğitim anlayışını görmemize engel oluyor. Sınıfların ve hatta müfredatın da tıpkı özel alan gibi politik bir inşa süreci olduğunu sürekli hatırlamamız gerekiyor[10] ve bu noktada dayanışmaya dayalı, sorgulayıcı, eşitlikçi ve demokratik bir model arayışına ihtiyacımız var. Hukuk fakültesi amfileri hukukun gizemlileştirildiği (mystification) ve insansızlaştırıldığı (dehumanization), farklı görüş ve bakış açılarının engellendiği bir ortam[11] olmak yerine öğrenenlerin nesne değil, özne olarak konumlandırılmasını mümkün kılmalıdır. Oysa var olan hukuk eğitimi öğrencilere “duygularını ve toplumunu (community) unut, hatta bir kadınsan deneyimlerini unut” mesajı vermektedir;[12] bu bakımdan da “objektivist epistemoloji hukukun hukukudur”.[13] Üstelik özneleri ve öznellikleri görmezden gelen bu epistemoloji ve pedagoji ne yazık ki eleştirdiğimiz o mahkeme kararlarının nedenlerinden biri...

* Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi,

cigdemsvr@gmail.com 

https://muhalefetserhi.wordpress.com/

[1] Gearey eleştirel hukuk çalışmalarının sönümlendiği eleştirisine karşılık “EHÇ öldü, çok yaşa EHÇ!” benzetmesine yer vermekte ve feminist yaklaşımlı çalışmaları da bu kapsamda değerlendirmektedir. Bkz. Adam Gearey, “Anxiety and Affirmation: Critical Legal Studies and the Critical Tradition(s)”, N.Y.U. Review of Law& Social Change, V. 31, s. 585-603.

[2] Josephine Donnovan, Feminist Teori, (Çev: Aksu Bora vd.), İletişim Yayınları, Ankara, 2010, s. 364.

[3] Bu konuda şiddet özelinde kapsamlı çalışmalardan biri için bkz. Elizabeth Schneider, Battered Woman and Feminist Lawmaking, Yale University Press, 2000.

[4] Yıldız Ecevit vd. (ed.), Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, 2011, s. 159.

[5] D. Çiğdem Sever, “Hukuk Öğrencilerinin Cinsiyet Eşitliği Algısı: Ankara’da Bir Saha Çalışması”, Güncel Hukuk, Kasım 2013, s. 11-12.

[6] AYM, 29.11.1990, E. 1990/30, K. 1990/31.

[7] AYM, 12.1.1989, E. 1988/4, K. 1989/3.

[8] Freire’nin 1974 yılında yazdığı Eleştirel Bilinç için Eğitim isimli kitabı bu açıdan önemli bir yol haritası olmuştur. Paulo Freire, Education for Critical Consiousness, Continuum, London, 2005. Bunun dışında Freire’nin Ezilenlerin Pedagojisi isimli ünlü kitabı da Türkçeye çevrilmiştir.

[9] Edgar Bodenheimer, "The Inherent Conservatism of the Legal Profession," Indiana Law Journal, Vol. 23(3), 1948, s. 221-236.

[10] Bu konuda Duncan Kennedy’nin pekçok çalışması anılmaya değer.

[11] Morrison Torey, “You call that education?”, Wisconsin Women's Law Journal, V. 19, 2004, s. 101.

[12] Torey, “You call that education?”, s. 108 .

[13] MacKinnon’dan aktaran, Cheryl M. Herden, “Women in Legal Education: A Feminist Analysis of Law School”, REVISTA JURIDICA U.P.R., V. 63, 1994, s. 558.

2 yorum:

  1. Akademik ünvan büyüdükçe kadın erkek arasındaki kadro farkı uçuruma dönüşüyor.

    YanıtlaSil
  2. katılıyorum güzel bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil