1 Nisan 2015 Çarşamba

Etienne de la Boetie: Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev Siyaset Felsefesi Üzerine - Serdaridis




ETIENNE DE LA BOETIE: GÖNÜLLÜ KULLUK ÜZERİNE SÖYLEV SİYASET FELSEFESİ RİSALESİ ÜZERİNE


Serdaridis


Siyasal felsefesinin kurucu metinlerinin başta gelenlerinden olan Beotie'nin risalesi, Türkiye'de layığını yeterince bulabilmiş değildir. Bu yazı, unutuluş suikastına maruz kalmış bu metnin görünürlük kazanabilmesini sağlamaya yönelik bir yönelim olmak gibi mütevazi bir iddialılık barındırır. Her insan teki ve toplumsal birim çağının mührünü taşımaya yargılı ve yazgılıdır. Bundan Etienne de la Boetie de münezzeh olamazdı. Boetie'nin çağının onun biyografisini yazdığı ne denli apaçıksa, onun çağıyla belirlenmiş bu biyografisinin de metinlerini belirlediği de bir o kadar doğrudur.
Montaigne ile olan derûni ve muteber dostlukları öyle ki Fransızcada onların dostluklarına gönderme ve çağrışım yapan "etre comme montaigne et etienne de la boetie" deyiminin doğmasına kaynak teşkil etmiştir. Montaigne ölümünü müteakip kendisi için "kanımca de la Boetie çağımızın en büyük insanıydı" diyecek denli biricik ve otonom bir yerde dostu Boetie'yi konumlandırır. Zaten Montaigne'nin gerek mektuplarında, gerekse de Denemeler'inin dostluk üzerine pasajında Boetie'nin ölümünün kendisini travmatize edişini, hayatiyetsiz bırakışını tüm canlılığıyla ve vuruculuğuyla görebiliriz.

Etienne de la Boetie, varsıl bir ailenin çocuğu olarak 1530'da "dünyaya bırakıldı". Bu dünyaya bırakılmışlığına, kısa konukluğuna kadim Yunan şairlerinden Xenephon ve Plutharh'dan, Aristoteles'den, Latince'den çeviriler yapan bir mütercimliği, Bordeaux Parlementosu Kral Danışmanlığı'nı, edipliği, hukukçuluğu sığdırabilmiş bir bütünsel insan,"Rönesans insanı"dır Boetie.

Etienne de la Boetie, muayyen bir siyasal formasyonu olumlamak, birini bir diğerine öncelemek, yeğlemek gibi bir duruşta olmadığı gibi, siyasal formasyonların tekmilinin kötücüllükle, etikten yoksunlukla malul olduğunu beyan eder. Boetie, siyasal iktidarı/devleti, onun belirli bir formdaki tezahürünün doğal olmadığı kabulüne bitişik olarak, zorunlu, kaçınılmaz, mutlak olmadığı okumasını da siyaset metninde barındırır. Boetie'de iktidar, Nietzsche'nin demesine gönderme yaparak vurgulayacak olursak, "insanın yarattığı en soğuk mekanizma"dır ve hiçbir siyasal rejimin ahlaki, meşru kaidesi olamaz: siyasal iktidarın özü pejoratiftir, özgürlüğe karşıdır. Ne var ki, kitleler/kütleler güvenlik konseptini özgürlüğe ikame eder ve kendi esaretlerini özgürlükleriymişçesine yaşantılarlar. İrade ve özgürlük ilüzyonunu kırmaya yönelik iktidar için hiçbir şey yapamamanın kafi olduğunu söyler ve sivil itaatsizlik diyebileceğimiz bir eylemsizliği özgürleşme etiği olarak salık verir. Bununla beraber bu eylemsizliğin hangi eylem modelleri üzerinden işleyeceğine dair bizi premordial topluluklardaki "doğa durumu"na davet etmek dışında bir şey söylemez. Boetie'de insan, özü gereği siyasal bir varlık olmayıp, bir şekilde sudur eden siyaset kurumunun tazyikiyle, zoraki siyasallaştırılmış bir varlıktır. Yani siyaset, insan doğası üzerinde inşa edilmiş sentetik, özsel olmayan, ikinci bir doğa gibi yükselir. Üstelik Boetie 'büyük' ve somut iktidarın biyolojik ve psikolojik yaşama müdahil olduğunu söyleyerek biyo-politika ve anatomo-politika minvalinde Foucault'ya öncül teşkil edecek ufuk açıcı teşhislerde bulunmuştur. Bir başka yandan doğal eşitsizliklerin her türlü siyasal, kültürel ve iktisadi eşitsizlikler doğurmasının da yine iktidar ilişkileriyle mümkün olduğunu söyler. İktidarın kurumsallaşmış ve kompleks bir organizasyona dönüşmüş hali olan devlet, hegemonyanın imdadına yetişmesi ile yanlış bilinç oluşturur. Hegemonya, Marx'ta yanlış bilince tekabül eden ideolojiyle eşdeğer bir anlam içeriğine sahiptir Boetie'de.

Boetie'de iktidar, öyle toplumsal olandan ayrışarak müstakil bir siyaset sınıfının kurduğu bir oyuna dayalı makro-iktidar düzleminde değil de; aşağıda, yönetilenlerin, herkes insanının herkes dünyasının hergünkülüğü içinde birbiriyle geliştirdiği mikro-iktidar zemininde realize olur. Yine büyük/makro-iktidarı mikro-iktidar ilişkilerinin beslediğine dair okuması da Foucault'yu önceleyen bir başka veçheyi oluşturur. Boetie'de iktidar özneler dışında neşvünema bulmaz; öznelerarası karşılıklı, çapraşık ilişkilerin yatağında vuku bulur. Boetie'de tarih, yönetilenlerin iradelerinden vazgeçişlerinin, ergin olamayışlarının, tebaalaşmalarnın, kulluklaşmalarının tarihidir; büyük adamların biyografisi, zaferleri, kişilikleri etrafında epik, lirik anlatıların örüldüğü tarih anlatısı ona ıraktır. Bunu da "siz iktidara rızalık göstermezseniz, iktidar kendiliğinden yıkılır" önermesinde de görebiliriz.

Yarımgöz bir okuma Boetie'nin salt tekin/tiranın mutlaklaştırılmış otoritesine karşı sözünü söylediği yanılgısını yaratabilir. Ancak zahirdeki batını, satır aralarını gören mikroskobik bir okuma Boetie'nin siyasal iktidarın tekmil dışsallaşmalarına karşı olduğunu bize manifest bir şekilde gösterecektir.
İnsanların "de facto" olarak özgür olabilecekleri, varoluşsal kudretlerini "kuvveden fiile" çıkarabilecekleri hiçbir yönetim biçimi söz konusu olamaz.

İyi, etik, doğru, haklı, güzel, hakiki, meşru iktidar olamayacağı için, bir iktidarı bir diğerine yeğlemek, ehven-i şer olanı aramak beyhudedir  Boetie'de. Söylev'in başat ve altın sorunsalı "insanların nasıl olup da itaat ettikleri, üstelik itaat etmekle kalmayıp boyun eğmeyi, hatta kulluk etmeyi arzuladıkları" dır. Siyaset üzerine düşünümde bulunmak, ona göre, yöneten merkezli bir çıkışla, yönetenlerin yönetilenler üzerindeki tahakkümünün ne'liği, nasıl'lığı değil; yönetilenlerden hareketle, yönetilenlerin yönetenlere tabiyetinin gerekçelerini, ne'liğini, nasıl'lığını soruşturmaktır. İş bu nedenledir ki, o yönetenlere/tiranlara/monarklara/tek'e değil de doğrudan yönetilenlere/halka/aşağıdakilere/baldırı çıplaklara/yeryüzünün lanetlilerine, anonim bir kitleselliğe, ikinci çoğul şahısı,"siz"i kullanarak hitap eder. 

Siyaset kurumu da burada iktidar ilişkilerinin kristalize olduğu bir parkurdur. Bir'in, Tek'in, monarkın iktidarının şahika noktası ve somutlaşmasından modern devletin müdahaleci, her şeyi hegemonize edici yüzünü de dert edinir. Hegemonya, iktidarın ideolojik rızalık imalatının koşulu olarak Althusser ve Gramsci'den yüzyıllarca öncesinde Boetie'de ehemmiyetli bir kavram olarak yer edinir. Dil ise iktidarı tahkim eden bir enstrümandır. Söyleme, söyletme, söylememe ve söyletmeme tekelini kendinde toplayan iktidar diyalog düşmanıdır. O, mütemadiyen tirat keser, monolog onun tek bildiğidir. Ve iktidarın dilini konuşan öznede iktidar konuşur. Bu bakımdan dil, Boetie'de hegemonyanın sınır bekçisi, sahibinin sesidir.

Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, zaman ve mekan kısıtlarını ve kesitlerini aşarak evrensel bir değer taşıyan bir siyasal risaledir. O, ne tiranlığın, mutlak monarşinin övgüsü; ne de temsili, parlementer demokrasinin övgüsüdür. Boetie'de siyaset üzerine düşünmek aşağıdakileri, "aşağılık takımı"nı, itilmiş kakılmışları düşünmekle özdeş bir etkinliktir. Boetie'de yine siyaset yürütmenin hiçbir ahlâki, vicdani ve rasyonel dayanağı yoktur. Devlet bir kere şişeden kaçmaya görsün; o şişeye bir daha sokulamaz bir cin gibidir. Zaten Boetie, iktidar kurumunun bir kere kurulmasından çok, onun nasıl süreğenlik kazandığıyla ilgilenir. 

Sözlerime ondan yaptığım bir alıntıyla son vermek istiyorum:

"Eğer siz vermediyseniz, sizi gözetlediği bu kadar fazla gözü nereden buldu? Sizden almadıysa, nasıl oluyor da sizleri dövdüğü bu kadar çok eli olabiliyor? Kentlerinizi çiğnediği ayaklar sizinkiler değilse bunları nereden almıştır? Sizinle anlaşmadıysa sizin üstünüze gitmeye nasıl cesaret edebilir? Kendinize ihanet etmeseniz, sizi öldüren bu katilin yardakçısı olmasanız ve sizi yağmalayan bu hırsıza yataklık etmeseniz o ne yapabilir? Zarar versin diye meyvelerinizin tohumunu dikiyorsunuz. Hırsızlıklarına eşya sağlamak için evlerinizi doldurup döşeyip, kızlarınızı da şehvet tutkusunu tahmin etsin diye yetiştiriyorsunuz.."

Yeryüzünün bütün lanetlileri birleşin!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder