15 Ocak 2014 Çarşamba

Gündelik Hayatın Gözetimi: "Panoptikon Toplumu" - Meral Tümurtürkan



GÜNDELİK HAYATIN GÖZETİMİ: "PANOPTİKON TOPLUMU"


Meral Tümurtürkan[*]



Gözetim olgusu, önemli bir denetim türü olarak insanlık tarihi içinde hep var olmuştur. Fakat modern devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, gözetim pratiklerinin biçimi değişmiş, gündelik hayat gelişen teknolojik cihazlarla daha kolay izlenir hale gelmiştir. Gözetim faaliyetlerine ilişkin çeşitlenme tarih boyunca artarak devam etmiş, enformatik devrimi ile birlikte en üst düzeye ulaşmıştır. Bu yüzden günümüz toplumları gözetim toplumları olarak adlandırılmış, artan gözetim faaliyetlerine dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Gözetim toplumu kavramı, Bentham'ın mimarisinde, Foucault’nun akademik çalışmalarında ve Orwell'ın karşı ütopyasında çok önceleri ele alınmıştı. Bu çalışma, bu düşünürlerden hareketle gözetimin karakteristik özellikleri, nedenleri ve biçimleri üzerinde durmayı hedeflemektedir.

Mikro-İktidarın Bir Fiziği: Hapishane - Abdurrahman Saygılı

MİKRO-İKTİDARIN BİR FİZİĞİ: HAPİSHANE

                                                                                                                             Abdurrahman Saygılı


              GİRİŞ
Modernite’nin temelinin yaratıcı biçimde yıkmak olduğu kabul edilir. Modern devlet, modern öncesi öncüllerinden farklı olarak gündelik hayatın içerisine kadar girebilen ve gündelik hayatı biçimlendirebilen devlettir. Yönetsel kurallarla modern devlet öznelerin ve yurttaşların hayatlarına müdahale edebilmektedir. Biçimselleşme, dünyayı yeniden yorumlamak ve yönetilebilirliği artırmak kaygısı ile dünyayı oluşturan öğeleri yeniden sınıflamanın bir yoludur[1]. Bu yol, daima sınıflandırıcıdır ve indirgeyici bir süreç olarak, gerçekliği tayin edici niteliklere indirgeyerek kavranır kılar. Kısaca muktedir kılıcıdır[2]. Muktedir kılmayı da kurumlar aracılığı ile yapmaktadır. Çünkü kurumların bireyleri yeniden ve daima şekillendirici özellikleri vardır[3]. Kurumlar, bizim yaşadığımız zamandan önce kurulmuş olabilirler, ancak bir İnsan eylemi ile yaratılıp, tekrar tekrar yaratıldıkları için varlıklarını idame ettirirler. Kısaca onlar “alışkanlık haline gelmiş pratikler”dir[4]. Şu halde üç tip kurumdan söz edilebilir: Maddi tahsisat kurumları, buyurgan iktidar (tahakküm) kurumları ve anlamlandırma kurumları[5].

1 Ocak 2014 Çarşamba

G.I.P. Manifestosu - Michel Foucault, Pierre Vidal-Naquet, Jean-Marie Domenach



HAPİSHANELER ÜZERİNE ENFORMASYON GRUBU MANİFESTOSU*


Michel Foucault, Pierre Vidal-Naquet, Jean-Marie Domenach


çev. Umut Koloş



Hapse girmekten sakınmak hiçbirimiz için kesin değil. Bugün ise her zamankinden daha az. Gündelik yaşam üzerinde polis denetimi sıkılaşıyor: şehrin sokaklarında ve caddelerinde; yabancılar ve gençler üzerinde; düşünce suçları tekrar meydana çıktı: uyuşturucu karşıtı tedbirler keyfîliği artırmakta. “Yakından göz hapsi” altında tutuluyoruz. Bize adalet sisteminin battığını söylüyorlar. Bunu gayet iyi görebiliyoruz. Ama ya onu batıran polisse? Bize hapishanelerin aşırı doluluğundan bahsediyorlar. Ama ya fazlasıyla hapsedilen nüfusun kendisiyse?