15 Aralık 2013 Pazar

Derkenar 2 - Umut Koloş

Derkenar 2:
NORMALLİĞE SÖVGÜ

umut.

Bilgelik silahtan iyidir,
Ama bir deli çıkar, her şeyi berbat eder.

Şimdiye kadar blog’da normalliğe “ciddiyetle" yer verdim. Benim bu derkenar ise -ki buna post- önekli ya da liberal değil, liberter yahut tüm şirâzesizliğine karşın, Herder'in izniyle, "Romantik" denmesini tercih ederim- "ciddiyetten" uzak kalacak.
Önce kısaca sövgü meselesi…

Daha geçenlerde sövgünün “yanlış”lığından dem vurdu biri. Sövgü dediğin, şiddet kadar olağan ve bir o kadar da şiddetin içinde. Şiddet de sadece onu sergileyenin tekelinde değil…
Öyleyse..?
Sövmek haktır!
***
Norm… Gönye demek; marangoz gönyesi... Hani tahtaya biçim vermek, onu işe yarar hale getirmek, örneğin ondan bir masa ya da gövdemizi rahatça koyabileceğimiz bir sandalye yapmak maksadıyla onu ölçmek, kesip biçmek için kullanılan alet. Sonunda tahtanın gönyeden taşan kısımları atılacak ve ondan işlevli bir eşya yapılacak hani…
Sanırım, norm denen gönye, hadi buna standart ölçü diyelim, hayatın her alanında kesip biçmekte. Ve bu kesip biçmenin konusunu senle ben oluşturuyoruz. Öyle değil mi? Doğuştan beri uyacağımız ölçüler, standart davranış, bırak davranışı, düşünüş kuralları sıralandı önümüzde. Kaçımız üzerinde düşünerek kabul ettik ki bunları…
Nerede ne yapacağımız / yapmayacağımız önceden belirliydi. Neyi düşünüp düşünmeyeceğimiz de…
Dedik ki: büyüdükçe bunları aşacağız; zira kendimiz olacağız. Karar vereceğiz! Kararlarımızı uygulayacağız!
Ya ama, kaçımız inmeye cüret edebildik kendimizi binmiş bulduğumuz ve hızla ilerleyen yaşam treninden? Belki inmeyi tahayyül edebildik. Ama kaçımız “gerçekten” yapmaya teşebbüs edebildi bunu? Trenin yolcusu olmaya öyle alıştık ki, trende olduğumuzu ve ömürden tükettiğimizi kaçımız fark edebildik?
Suç bizde mi peki?
Hem evet, hem hayır!
Evet; çünkü öyle ya da böyle, bir irademiz var.
Hayır; çünkü öyle ya da böyle var olan irademizin farkına varabilmek hiç kolay değil, de neden kolay değil peki?
Şöyle izah edilebilir: büyüdükçe, hele hukukçular bize bu sözüm, burunlarımız büyüdükçe biz de kendimizi norm koyanlar ya da normları hayata geçirenler olarak görmeye başladık.
Çok ama çok iyi bildik!
Öyle ya, diğerleri nerede ve nasıl davranmaları gerektiğini, hangi davranışın norma uygun, yani normal olduğunu söylememiz ya da bunu yargılayıp hükme varmamız için ağzımızdan çıkanı bekler oldu.
Bakın:
Hukukçu marangozdur; hukuk kuralları da gönyesi…
Hukuk, hayatın her alanında “doğruyu söyler!”
Hukukçu aracılığıyla yapar hem de bunu, seninle ve benimle…
***
Hele bir de şu mevzuya girelim: Hukuk denen gönye ve hukukçu denen marangoz, neyi kesip biçmekte?
Sanırım ve korkarım, söz konusu hukuk olunca, kesilip biçilen hep yaşamdır. Sen, mahkemedeki ya da amfilerdeki o kürsülerden, birilerinin yaptığını ya da yapmadığını daha doğrusu yaşadıklarını ölçersin. Doğruyu söyleyen de sensin ya hani… O doğrunun, yani gönyenin, yani normun dışına çıkıldığını gördüğünde, hadi hukukçu gibi konuşalım, bu sübût ettiğinde, muhatabını kesip biçersin! Profesyonelsindir ve insanı tahta yerine koyduğunu ve gönyeni üzerinde çalıştırdığını çoklukla fark etmezsin! Fark etmemen emrolunmuştur zira...
Daha önce söylenmiş olan ve gözlemlenen de odur ki, sen hukuk ile artık insanların sadece ihlâllerini değil, yaşamlarını da denetlersin, düzenlersin. “Suçlu” karşına gelir, suçunu itiraf eder ama sana yetmez bu! Bu kişi neden işlemiştir ki suçu? Suç denen fiilin cezalandırılması bu “tehlikeyi” ortadan kaldırmaya yetmez artık senin için; köküne gitmen gerekir ve onu kurutman da vazifendir.
Bunu yaparken de yardım alırsın diğer “doğru söyleyicilerden”. Hekime gidersin, psi-'li uzmanlara gidersin, mühendise gidersin, profesöre ya da doçente gidersin vs… Hepiniz bir olur, masaya yatırırsınız hayatı: Doğruyu Söyleyenler Kulübü!
Hiç kimsede olmayan unvanlar onları “doğruyu söyleyen” kılar! Dedik ya, neyin doğru neyin yanlış olduğunu onlar, yani “biz biliriz!”
Ee, peki ne yapalım? Boşa mı okuyoruz hukuku?
Bence evet!
Ya da hayır! Eğer istediğin kesip biçmekse, doya doya oku! Sınavları geç! Sonrasında dilediğince ahkâm kes; hakkındır!
Yalnız ben bu işte yokum: Yokum diyorrr!
Ben doğruyu söylemiyorum, bilin bunu!
Benim norm’um sadece ben’im…
Başka norm ve normal tanımıyorum ve kimseye de “gel buradan yak” demiyorum.

"Değil mi, Herder?"

5 yorum:

  1. “Bilgelik silahtan iyidir,
    Ama bir deli çıkar, her şeyi berbat eder.”

    İncildeki çok güzel ifadelerden biri

    YanıtlaSil
  2. hukukun insan üretim ve onu hegemonik , konvansiyonel değer/siz/lik/lere uyduruşunun estetik tatta bir foucaultyen eleştirisi . hukuk kendi normalliği uyarınca , kendi normallik kategorilerince özne inşa etme süreçlerini geliştirir. burada özneyi kayıt altında tutmak , gözetlemek , denetlemek , vergilendirmek , kimliklerndirmek , tarihsel kılmakta disiplinler arası bir tutum takınır . yapabileceğimizin ve yapamayacağımızın , söyleyebileceğimizin ve söyleyemeyeceğimizin sınırını tayin eden , doğum öncesinden ölüğm sonrasına uzanan birer üniteleme , kimliklendirme sürecine özneyi sokar.


    serdar taş

    YanıtlaSil
  3. bu izlekle ilgili proudhon'a bir gönderme yapmayı uygun buldum . proudhon da modern iktidarın öznenin yaşamını boşluk bırakmaksızın tanımlayan , kompartımanlara bölen , sayısallaştıran , birer istatistik veriye indiren , yani onu şeyleştiren (ama kompleks bir şey , nesne ) soğuk elini gayet yerinde betimlemelerle vurgulamış . şimdi söylemi proudhon'a bırakalım :

    "İktidar; ne bunu yapacak hakka, ne bilgeliğe, ne de erdeme sahip yaratıklar tarafından gözaltında tutulmak, casus gibi izlenmek, idare edilmek, yasalara bağımlı kılınmak, sayılmak, kaydedilmek, fikir aşılanmak, vaaz verilmek, denetlenmek, hesaplanmak, değer biçilmek, sansür edilmek ve emredilmektir. iktidar her türlü işlemle, her türlü hakaretle not edilmek, kayda geçirilmek, sıraya alınmak, değeri belirlenmek, lisans verilmek, yetki verilmek, nasihat edilmek, yasak koyulmak, reformdan geçirilmek, düzeltilmek ve cezalandırılmaktır. İktidar kamu yararı gerekçesiyle ve genel çıkarlar adına yükümlülüğe bağlanmak, yetiştirilmek, soyulmak, sömürülmek, tekellere bağımlı kalmak, zorbalığa maruz kalmak, köşeye sıkıştırılmak, gizemlerle büyülenmek ve yağmalanmaktır; en ufak bir direniş ya da yakınma sözcüğü karşısında baskıya uğramak, ceza görmek, azarlanmak, taciz edilmek, takip edilmek, istismara uğramak, sopayla dövülmek, silahsız bırakılmak, hapse atılmak, yargılanmak, mahkum edilmek, kurşuna dizilmek, sürgüne gönderilmek, feda edilmek, satılmak, ihanete uğramaktır; alay edilmek, gülünç düşürülmek, öfkelendirilmek, onursuz bırakılmaktır. İktidar budur, onun adaleti budur, onun ahlakı budur."

    YanıtlaSil
  4. Ciddiyetten uzak ve benden büyük birinin kaleme aldığı ya da anlattığı bir şeyi okumayı, dinlemeyi çok isterim.Ama benden ufak ya da yaşıtım birinin ciddiyetsizliğine de dayanamam. Bu benim yapım bilmiyorum ötesini bersini.

    Sövmek derken de abi aklıma daha önce gelmiş bir fikir geldi. Mesela uçaklarda olan ve iki uçağın havadayken birbiriyle iletişimini, irtibatını kuran bu iletişim aracı normal trafikte olan arabalarda da olsa fikrinden söz edeceğim sana. Bunu ilk düşündüdüğümde aslına bakarsan dedim ki; "bu toplumsal bir kaos oluşturur" sonra dedim ki OLAMAZ! Bu noktada trafikte birbirinin yolunu gasp eden, birbirine makas atan şöforler arasında yapılacak sinkaflı konuşmalar insanları rahatlatır. Alışıldık bir hale gelir bu insanoğlu adına ve rahatlatır. Sövmek haktır. Sövmek iyidir! Sövmek rahatlatıcıdır. Bir de bu makinalar arabalara devlet eliyle konulsa o devlet ne de özgürlükçü bir devlet olur değil mi? Hatta şirazesi kayık ve saçma sapan bir anlayışıı da olurdu ama sevdiğim bir yazarın bir sözü aklıma geldi; "Saçmalamak her zaman bir esneklik doğurur."

    Normlara giriş yaptığında da biraz araştırdım senin anlatışından sonra işte dini normlar, ahlak normaları, tanrının normaları, doğanın normları falan filan o da aklıma Russell'ın Çaydanlığını getirdi. Biliyorsundur muhtemelen. Bu dini bir norm mudur? Yarım aklımla değerlendirdiğimde o yarım aklıma yattı ama bilmiyorum. Sen daha iyi bilirsin.

    Ama sonuç olarak doğanın normları dışında insan eliyle konulmuş bütün normların Allah cezasını versin! Kendi icatlarımıza kendi kendimizi kısıtlıyoruz. Para bile insan icadı. Şu dünyada paraya tapanların sayısı Allah'a inanları geçti! Ama normal olmayanları da kontrol altına almak içinde bu normlar gerekli. Ancak ben bela anmaktan çekinmiyorum.

    Mesela hukukçunun, marangoz benzetmesini yaptığınnda bunun tesadüfi bir benzetme olmadığını biraz düşününce anladım. Hz. İsa'da bir norm koyucuydu ve zanaatı da MARANGOZ'luktu. Hoş Teşbih. Teşbihte hata olmazmış!

    Herşeyi uydurulan bu normalara göre değerlendirmek bence sıkıntılıdır. Çünkü doğruyu söylemek konusunda şüphelerim var. Bu ünvanlı adsızlar doğruyu söylerken vicdanı ne kadar göz önüne alıyorlar. Vicdani normalar var mı? Ya da vicdanı yok sayıp sadece olayları "doğru" ve "yanlış" kesitinden mi bakıyorlar. Doğru aynı zamanda iyiye mi karşılık gelir? Yanlış aynı zamanda kötü olan mıdır? Sen daha iyi yorumlarsın tabii ki.

    Ama olayları dolu ve boş olarak değerlendirmek acı bir durum. Misal; meselesi ahkam kesmek olan birisi hukuk bir yana her ne okuyup uzmanlaşmışsa ve azmanlaşmışsa işte o boşuna boşuna okumuştur bence.

    NOT: Yazı çok ufuk açıcıydı reis! Ben zaten teoriden fazlaca böyle insanın gölgesiyle yazdığı yazıları severim. Çünkü bence bir konuda yazılan bilimsel bir makalenin aydınlatıcı olmasını bekleriz, öyle de olur fazlaca ama birçok çevre bunları yazarken yazının üstünü o bilimin terminolojk diliyle örter. Anlaşılırlığı o çevreler haricinde güç olur. Herşeyde açıklayıcı olunmalıdır. Ve safça anlatılmalı, bilimsel ahkam kesinilmesine atarlanırım.

    YanıtlaSil
  5. Sayın Umut Hocam,
    Öncelikle belirtmek isterim ki bu yorumu yazan kişinin toplumu değiştirmek gibi bir amacı olmayan hatta herkesten asgari derecede ahlak bekleyen birinin dahi kayıtsız kalamamasına neden oldunuz.Hatta Micheal Foucault'u bile sizden öğrenen ve onun da davasını anlamsız bulan- belki de anlayacak kapasitede olmayan- biriyim.Sizin gibi geleceğin hukukçularını yetiştirecek bir mesleğe sahip olan ve dahası Yasemin Işıktaç gibi zor anlarda insana umut olacak bir hocaya-asistanı olduğunuz için tabr-i caizse hayat danışmanına- sahip birinin elinden bir şey gelemeyecek biri edasıyla yakınmasına bir anlam veremedim. Bugünün ahkam kesenlerinin yerini yarın kimlerin alacağını kim bilebilir? Bu uğurda hayatlarını hiçe sayan nice Sokrateslerin yer aldığını dünya tarihimizde bayağı bir yol alındı ve alınmaya devam ediyor.Bizler ve sonraki nesillerin yer aldığı bir dünyada adalet layığı olduğu gibi yeniden en yüce değer olarak bayrağını dalgalandırmaya devam edecektir. Lafa liberalizmden girip toplumcu bir bakış açısıyla bitirmek tutarsızlığına da göz yumarsınız artık :)

    Son olarak Orhan Seyfi ORHON'un şu dizesiyle bitirmek istedim
    "Diyorlar: "Kül olmaz ateş yanmadan
    Denizler durulmaz dalgalanmadan!"

    YanıtlaSil