1 Kasım 2013 Cuma

Derkenar 1 - Umut Koloş

Derkenar 1:

TOPLUM SÖZLEŞMESİ ve EPİSTEMİK KIRILMALAR


umut.

(Omnis Conventio Interpretatur Rebus Sic Stantibus - Her Sözleşme Şartlar Aynı Kaldıkça Geçerlidir İlkesi Hakkında)

          Hakkında kısaca okuyacağınız ilke, esas olarak, bir özel hukuk ilkesi olarak beliriyor. Ancak hukuk tarihinin toplum sözleşmeleri olarak kaydettiği paradigmanın kendisinin de bir sözleşme tasarımından hareket etmesi sebebiyle, sahipsiz kalmasını umduğum bu satırlara alan açıldığını ileri sürüyorum!

Toplum sözleşmesi kuramı Hobbes, Locke, Rousseau ve Kant gibi isimlerle birlikte anılan, birer fiksiyona dayanan ve devletin, siyasal iktidarın ortaya çıkışını, bireyler ile devlet arasındaki ilişkileri izah etmek üzere tasarlanan bağıtlara göndermede bulunur. Bu sözleşmeler, bir görüş açısından, modern devletin kategorik ayrımının da ortaya konduğu özellikleri haizdir.
Anılan düşünürlerin toplum sözleşmesi yaklaşımlarına genel bir bakış atıldığında, hepsinin ortak özelliğinin “doğal haklar ekseninde oluş” biçiminde kendini gösterdiği dikkati çeker. Bu ortak eksende yer almanın anlamı ise içinde yer alınan episteme’nin de ortaklaşması olarak ortaya konulabilir.
Gereksiz dostum Foucault’nun terminolojisindeki hâliyle episteme, verili bir dönemdeki yaşamın bütünselliği içinde bir bilgi alanını sınırlayan, bu alanda ortaya çıkan nesnelerden olma biçimini tanımlayan, insanoğlunun günlük kavrayışını kurumsal güçlerle donatan ve doğru olarak görülen şeyler hakkında insanoğlunun bir söylem geliştirdiği koşulları tanımlayan tarihsel a prioriler, biçiminde tanımlanıyor[i]. Dolayısıyla burada, geliştirilen bir söylemden ve bu söylemin içinde gelişmesini mümkün kılan bir a prioriler zemininden bahsedilebilir. Bu zemin, Kant örneğinde, transandantal yani aşkınsal bir alana göndermede bulunur[ii] ve alanın belirleyenleri Foucault’nun a prioriler dediği temel postulatlar üzerinde yükselir.
Doğal haklar epistemik zemini üzerinde varlık bulan toplum sözleşmesi kuramlarının, her sözleşmenin şartlar aynı kaldıkça geçerliliğini koruduğunu bildiren söz konusu ilke bağlamında değerlendirilmesi, buradaki istikâmettir. Zira Foucault, tarihsel kesitlere özgülediği epistemik oluşumların alametifârikasının kırılmalarla bir arada olmak biçiminde ifade edilmesi gerektiğini vurgular. Foucault, bu anlamda bir nominalisttir[iii] ve epistemik belirlenimleri kırılmalarla nitelemesi, onu, toplum sözleşmesinin değişen şartlarına ve hatta bu değişimler mucibince ortadan kalkmasına götürecektir.
Eğer her bir episteme, yani bilgiyi, hukuku ve (hukukî) özneyi belirleyen a prioriler demeti farklı yapısal zamanlarda farklı özellikleri gösterir nitelikteyse, bir yapısal zamanın ürünü olan toplum sözleşmelerinin kendileri de, bu yapısallıkta değişimler söz konusu olduğunda değişime uğrayacaklardır!
Zira,
"panta chôrei kai ouden menei!"
Burada sorun, değişmenin yönünü belirleyenin ne olduğuna bağlı olarak, değişme sonrasında ortaya çıkan sonuçlarda düğümleniyor. Eğer toplum sözleşmesi kuramları, geleneksel toplum denen toplumsal formasyonun çözülmesini koşullayan yapısal iklimin bireyden yana bir rüzgârla kırılmasının ürünüyse, bu yeni toplumsal formasyonun kendisinin de yeni bir dalgayla yapıbozumuna uğrayacağını söylemek, buraya kadar yazılanlar bağlamında, tutarlılık sunuyor.
Düşüncem, günümüz koşullarında “güvenlik” olarak adlandırılabilecek yeni epistemik zeminin, toplum sözleşmelerinin doğal haklarla donanmış birey eksenli paradigmasını bir yapıbozumuna uğrattığı yönünde... Öyle ki, modernitenin kuruluşunda rızası önemsenen ve meşrûiyet ihtiyacını gideren hukukî özne tasarımı, artık, eski ihtişâmlı ve imtiyazlı konumunu kaybetmişe benziyor. Günümüz güvenlik toplumunda birey, evrensel bir hukuk öznesi olmaktan ziyade, “Düşman Ceza Hukuku” tartışmaları bakımından düşünüldüğünde, çoğu örnekte artık bir birey ve dolayısıyla doğal hakların öznesi değildir! Öyle farzedilse de… Düşman ceza hukuku pratikleri istisnaî görünebilir. Ancak, Agamben’in deyimiyle, günümüzde bu istisna hâli süreklileşmiş ve klasik hukuk kendini askıya almıştır[iv]. Olan bitense yine hukuk ile yürütülmektedir. Ancak bu hukuk, toplum sözleşmesi kuramcılarının varsaydığı temelleri, a priorileri boşa çıkarmakta ve onları göklerdeki birer ilkeler demeti olarak konumlandırmaktadır!
Bu yeni epistemenin karşısında ya da yanında olmak bir tercihken, durum, tercihe bağlı olmayan bir tespite muhtaçtır!
Gerisi ise yeni derkenarların konusu...




[i] Michel Foucault, Bilginin Arkeolojisi, Çev. Veli Urhan, İstanbul, Birey Yayıncılık, 1999, s.245.
[ii] Betül  Çotuksöken, “Betül Çotuksöken’le ‘Kavram’ Kavramı (1)”  - Çevrimiçi:
http://www.usatolyesi.org/sayi13.htm  Erişim: 24.04.2013, Saat: 10:31
[iii] Nominalizm kavramı için bkz. Abdülbaki Güçlü, Erkan Uzun, Serkan Uzun, Ümit Hüsrev Yolsal, Felsefe Sözlüğü, Ankara, Bilim ve Sanat Yayınları, 2003, s.12.
[iv] Giorgio Agamben, İstisna Hali, Çev. Kemal Atakay, İstanbul, Otonom Yayıncılık, 2006, s.103.

1 yorum:

  1. sözkonusu ilke şartların değişmesi halinde rızanın aşılıp aşılamıyacağı ile ilgilidir, gabin,afet,olağanüstü hallerde yargıç hakkaniyet ilkesi gereği yeni durumu esas alan bir uyarlama yapabilir,konunun genel hukuk perspektifinden yani kamu hukuku açısından okunmasında modern toplumlarda anayasaların olağanüstü hal rejimleri düzenlemeleri ile karşılaşırız bu hukuk güvenliğinin de bir yansımasıdır anayasanın b planıdır,yan yoldur ve tip karakteri süreli ve sınırlı oluşudur hukuk devleti pratiği ile de ters düşmemelidir..konuyu bir de şu açıdan tartışmak gerekebilir hollywood vari bir tehlike uzaylıların saldırısı veya gökcisimleri ile ilgili bir tehlike hali uluslararası perspektifte uyarlamayı güç üzerinden yapabilir,temsil veya rıza kapıdan hızla çıkar gider mi yani insanlığın bir bekleme odası yok mudur...

    YanıtlaSil