9 Eylül 2013 Pazartesi

Marks'ın Özgürlük Anlayışı - Ferda Keskin




Marks'ın Özgürlük Anlayışı

Ferda KESKİN


Kapitalizme göre özgürlük için emekçinin yasal bir sistem içinde ücretli-emek ilişkisine onay veriyor olması yeterlidir. Ancak Marks'a göre bu onay sadece biçimseldir, çünkü üretim araçları burjuvazinin özel mülkiyeti altında olduğu için emekçinin bu ilişkiye onay vermenin dışında gerçekçi hiç bir alternatifi yoktur. Ayrıca bir toplumda emekçi sınıfından birilerinin önünde ücretli-emek ilişkisine alternatif bir seçim olsa bile bu, bir bütün olarak sınıfın da bir alternatif sahibi olduğu anlamına gelmez. Oysa sosyalizm için gerçek insan özgürlüğünün kolektif olması gerekir. Kolektif özgürlük ise ancak sınıflı toplumun geride bırakılmasıyla mümkündür.Modern Batı felsefe geleneğinin önemli bir damarı olan liberalizm, özgürlüğü negatif bir biçimde, yani mümkün insan eyleminin önündeki engellerin yokluğu olarak tanımlar. Ekonomik etkinlikten düşünme pratiklerine kadar çok geniş bir alanda talep getiren bu özgürlük anlayışı öncelikli olarak devletin topluma müdahelesine ve getirdiği engellere karşı geliştirilmiştir. Marks'ın ise pozitif bir özgürlük anlayışı vardır, yani Marks'a göre özgürlük sadece engellerin yokluğu değil, bu engellerin olmadığı yerde gerçekleştirilen bir pratiktir. "Feuerbach Üzerine Tezler"in hemen başında Marks, gerçekliği sadece bir nesne biçiminde anladığı ve insan etkinliğinin bu gerçekliğin kurulmasındaki rolünü, yani öznelliği dışarıda bıraktığı için kendisinden önceki materyalizmi eleştirir. Öte yandan idealizm doğru bir biçimde insanın özetkinliğini ve özbelirlenimi vurgulamış, ama bu etkinliği kendi varlığını maddi dünyada belirleme (ve dolayısıyla maddi dünyanın koşullarını belirleme), yani nesnel bir pratik olarak değil, sadece iradenin kendini belirlemesi anlamında soyut ve öznel bir etkinlik olarak anlamıştır.

Marks'ın materyalizmi ise somut, nesnel insan etkinliğini ve insanın maddi dünyadaki özbelirlenimini öne çıkartır. Bu anlamda özgürlük belli bir güç ve belli kapasiteler sahibi olmayı gerektirir ve özgür eylem insanın güç ve kapasiteleri üzerindeki hâkimiyetinden kaynaklanan eylemdir. Ancak bu, önceden verilmiş ve sabit bir kapasitenin kullanımı değildir, çünkü özgür etkinlik kullandığı kapasiteleri aynı zamanda geliştiren bir etkinliktir. Bu anlamda ihtiyaçlar, kapasitelerin kullanımı ve geliştirilmesi ile bundan haz alma arasında içkin bir ilişki vardır. Marks'a göre ihtiyaçlarımıza çalışarak cevap veririz ve eğer kapasitelerin kullanımı özgür bir etkinlik şeklinde gerçekleşiyorsa bu kullanım, ihtiyaçları sadece tatmin etmekle kalmamalı, aynı zamanda onları geliştirmelidir. Yani ihtiyaçlar ile kapasitelerin gelişimi arasında kaba ihtiyaçlardan daha ince ihtiyaçlara doğru götüren diyalektik bir ilişki vardır. Bu yüzden yine Marks'a göre kapasitelerin çok yönlü olarak geliştirilmesi gerekir. Başka bir deyişle belli bir alandaki etkinlik, başka alanlardaki özgürlük eksikliğini ikame ediyorsa ya da takıntı şeklini almışsa ve çok yönlü gelişimi engelliyorsa tam anlamıyla özgür olamaz.

Özgürlük, insanın temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra gerçekleştirdiği etkinliktir. Dolayısıyla özgür etkinlik başka bir şey (örneğin dışsal maddi zorunluluklara cevap vermek) için araç değil, kendi içinde bir amaçtır. Öte yandan özgür eylemin kendi içinde bir amaç olduğunu söylemek, özgürlüğün ihtiyaç, güç ve kapasitelerin geliştirilmesi için gerçekleştirilen bir etkinlik olduğunu söylemekle çelişmez. İhtiyaç, güç ve kapasiteleri geliştirmek elbette temel bir amaç teşkil eder, ama özgürlük bu amaç için ölesiye çalışmak anlamına gelmez. Bu yüzden insani güç ve kapasitelerin gelişimi ile güç ve kapasitelerin insani gelişimi arasında bir ayrım yapmak gerekir. Gerçek anlamda özgür etkinlik güç ve kapasiteleri insani olarak geliştiren bir pratiktir. Bu da ancak dışsal zorunlulukların aşıldığı, eylemin içsel yani denetleyebildiğimiz ihtiyaçlardan kaynaklandığı ve insanın emeğini ve kendini ürettiği şeyde tanıyabildiği durumda mümkündür. Tam da bu yüzden yabancılaşmış emek özgür olamaz, çünkü bu tür emek ne içsel ihtiyaçlardan kaynaklanır ne de emekçi kendini ürettiği şeyde tanıyabilir. Aynı nedenle Marks için aslında medeniyet, dışsal ve dolaysız ihtiyaçlardan kaynaklanan insan etkinliğinden içsel ve dolayımlanmış (dolayısıyla nitelik olarak daha gelişmiş) ihtiyaçlara cevap veren bir etkinlik türüne geçiş sürecidir.

Bu süreçte üretici güçlerin gelişmesi ile genel anlamda güçlerin gelişmesi aynı şey değildir. Marks üretici güçlerin gelişmesinin tek başına yeterli olmadığını vurgular, çünkü bu gelişim 'boş' zaman da yaratmalı ve bu zamanın daha iyi bir yaşam için kullanımını mümkün kılmalıdır. İnsan ancak bu şartlar altında gerçekleştirdiği ileri etkinliklerle farklı bir özneye dönüşebilecek ve yeni bir siyasi etkinlik ufkuna girebilecektir. Oysa emek sürecinde tekdüze bir işin her gün mekanik olarak tekrarlandığı ve bunun denetlenemeyen dışsal ihtiyaçlara cevap vermek üzere yapıldığı kapitalist sistemde ne ihtiyaçlar ve kapasiteler insani ve çok yönlü olarak gelişebilir ne de insan kendini ve emeğini ürettiği şeyde tanıyabilir. Yani özgürlüğün nihai biçimine ulaşmak için üretim etkinliğinin yeniden düzenlenmesi, artık-değerin burjuvazi tarafından temellük edildiği ve 'boş' zamanın bir hayalden ibaret olduğu kapitalist üretim biçiminin aşılması zorunludur.

Dolayısıyla kapitalizme karşı verilmesi gereken mücadele bir özgürlük mücadelesidir. Bu özgürlük ise bir durağanlık hali olarak değil, insanın maddi zorunlulukları aştığı yerde ve zamanda kendini ihtiyaç ve kapasiteleriyle insan olarak gerçekleştirdiği bir etkinlik süreci olarak tahayyül edilmelidir. Marks'ın tanımladığı özgür eylem tarihin bittiği değil, gerçek anlamda insani tarihin başladığı noktayı tarif eder.

Ferda Keskin


*Makale daha önce Sosyalist İşçi Gazetesi'nin 3 Ocak 2012 tarihli 427. sayısında yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder